1984 ün 21 temmuzuydu. Adıgüzel ailesi dünyaya gelen erkek çocuklarının sevincini
yaşıyorlardı, ufaklıksa her bebeğin yaptığı gibi ağlıyordu fakat bu benzerlik herkesten
farklı olmasını engelleyemedi.
Adı İhsan konuldu. Kendisi sonradan bu ismin çok ciddi olduğunu kendisini ifade
etmediğini düşündü düşünmesine ya bizce isim yerindeydi. Zira Yaradan güzellikler
İHSAN eylerdi.
Daha tanımadığı subay olan Ali dayısını doğduktan kısa bir süre sonra kaybetti.
Her ölüm acıdır derler ama daha gencecik birini ebediyete uğurlamak bu kısıtlı algılamamızla
çok da anlaşılamaz. Zor gelir insana ayrılık. Bu zor günlerden İhsana düşen bir
önad oldu, Nüfusa geçmeyen fakat ismini önüne eklenen Ali ismi.
Bu isim daha çok aile üyeleri ve Sarıgöldeki tanıdıkları tarafından bilindiği için
o civarlarda kullanılırdı. Yalnız özellikle yaşça büyüklerinin Ali İhsanı telafuz
edemeyip ona Alexan diye hitap etmeleri İhsan'ın hoşuna gitmezdi aslında çok karizma
bir isim olabilirdi yada karizma bir futbolcu. Bir futbolcunun adını Alexan yaparsan
eminim çok gol atar herhalde. Malesef bu olayı çok geç öğrendik, onu kızdıramayacak
kadar çok.
Babası ve annesi Manisanın Sarıgöl İlçesinde yaşıyordu. Bu ilçede cümbür cemaat
bağcılıkla uğraşılır. Mehmet Adıgüzel ve henüz Adıgüzellere katılmamış olan Bingül
hanım da bu cemaatten olduğundan haliyle bağcılık yaparlardı. İhsanın annesi ve
babası teyze çocuklarıydı. İhsan'ın bir akraba evliliği ürünü olması zaman zaman alaya alınmasına sebep
oldu.
Mehmet Adıgüzel Ege Üniversitesinde Ziraat Mühendisliğini bitirdi sonra da Köy Hizmetlerinde
memur oldu. Memuriyet gereği Bursa'ya atandı ve İhsan Adıgüzel de hayatını Bursa'da
geçirdi.
Çocukluğunu diğer memur çocuklarıyla oynayarak geçirdi. O dönemlerden hatırladığı
meşhur anılarından biri taşla bir arkadaşının başını yarmasıydı. Ne zaman çocukluğu
ve Veysel aklına gelse bu olayı anlatırdı. Fakat çok sonra öğrendik ki hafızası
biraz zayıf kalıyormuş arkadaşımızın kimi detayları hatırlamakta. Zira taşı yiyen
veysel değilmiş, e tahmin edin bakalım kimin kafası yarılmış.
Annesi üzerine çok titrerdi. Öğle uykularını uyutur, sıkı sıkı giydirir ve yedirirdi.
Annesine göre faydalı bir çok şeyi yememesi bir servet kazanmasına neden oluyordu,
çorbanın kaşığı başına para ödeniyordu kendisine. Bu beslenme tarzı ile enine pek
genişlemesede boyuna alabildiğine yürümüştür. Gerçi boyu her erkek çocuğu gibi ergenlikte,
lise dönemlerinde uzadı gitti ama bu dönemle bir bağlantısı mutlaka olmalı; paraları
biriktirip biriktirip o zaman mı harcadı ne.
7 yaşında iken Mithat Paşa İlkokulunda öğrenim hayatına başladı. İlkokul aslında
hayatın en güzel dönemlerindendir. Bütün ilklerin yaşanmaya başladığı bir dönemdir.
İlk kez aile dışına çıkma, ilk arkadaşlar, ilk aşklar... Ne yaşamışsın ki daha ne
yapsan ilk oluyor işte.
Ben yıllar sonra İhsan'la ve bir ilkokul arkadaşıyla dinledim o güzel anları. Şimdi
gene o arkadaşımın (Ali Rıza BALLI) kaleminden duymanızı isterim.
***
İhsan için çok şey söylemek mümkün ama anlatması da bir o kadar zor. Açık mavi bir
önlük, her zaman tertemiz olan beyaz yakası ve dümdüz öne taradığı saçlarıyla her
günümüze bir tebessümle başlamamızı sağlardı İhsan. Neden İhsan'ı görünce tebessüm
edesi gelirdi insanın aslında bende bilmiyorum ama İhsan'ın yüzüne baktığımda içime
sebebini bilmediğim bir huzur dolardı, 5 yıllık sınıf arkadaşlığımız süresince kendisi
yüzünde bozuk bir ifadeyle hiç görmedim, kahkahayla gülmeyi de pek sevmezdi ama
yüzünde devamlı bir tebessüm hali vardı sanırım buydu onun yüzüne bakanlarda bir
tebessüm halinin oluşmasını sebebi. İlkokul yıllarında İhsan deyince ilk aklınıza
gelecek olan iyi notlarından ziyade billur sesiyle bize neredeyse hergün müzik ziyafeti
yaşatması ve şu anda soyadını Alasya olarak hatırladığım adı Belkıs olan minyon
arkadaşımıza olan aşkı dır ki ne tesadüf Belkıs ın da sesi bülbül gibiydi. Her günün
sonunda İhsan ve Belkıs bize müzik ziyafeti sunarlardı ve bu ziyafeti sunarken sanki
birbirlerine aşklarını söyleyip dururlardı çünkü Belkıs da İhsan a aşıktı ancak
bi türlü birbirlerine aşklarını itiraf etmezlerdi. Ben şahsen çok yakıştırırdım
ikisini birbirine ve çok uğraşırdım en azından birisi söylesin diye ama olmadı 5
yıl boyunca hiç açılmadılar birbirlerine (şarkılardaki itiraflar hariç tabi). Müzeyyen
Tümer di o zamanki öğretmenimizin adı ve her günün sonunda hadi bakalım İhsan sil
kulaklarımızın pasını derdi, İhsan da %90 "Mısırı Guruttun mu Ambarda Unuttunmu
Nenen Çarık Giyerdu Bunları Unuttun Mu" şarkısını söylerdi ve söylerken sürekli
ileri geri sallanır ve kaşlarını yukarı aşağı oynatırdı :) Çok iyi bir insandı kardeşim,
kelimenin tam anlamıyla kalbinin iyliği yüzüne yansımış durumdaydı Allah Rahmet
eylesin..
***
Gel zaman git zaman ortaokul sıralarında dirsek çürütmeye başladı.Yahya Kemal Beyatlı
Ortaokuluna devam etti. O zamanla ilgili pek bilgiye sahip olmamakla beraber, Öğretmenlerin
sevdiği, çalışkan ve çapkınlıkta gözü olmayan (şimdilik) bir kişilikte olduğunu
biliyoruz.
Güzide şehrimiz Bursa'da eğitim öğretimine devam eden Ali İhsan Adıgüzel yazlarıda
Manisa Sarıgöle giderek bağ bahçe işleri ile uğraşmıştı. Fakat hiçbir zaman şikayet
etmedi bilakis toprakla uğraşmayı seviyordu. " Benim bir ayağım toprağa değecek"
derdi.
İnsan yaşadıkça şekillenir. Çok sonra alır gerçek halini. Toprakla uğraşanlar daha
çetin yaşadıklarından olsa gerek tuttuğunu koparan olurlar. Düzenbazlığa kafaları
çalışmaz. Çünkü emeksiz toprak göstermez cömert yüzünü.
İhsan'da yaşı ilerledikçe hem şehir adabını almış hem de bu köylü ruhunu da katmıştır
kendine.
Sanırım bu kişiliğin belirlenmesnde en etkili olan dönem de lisedir. Belki ilk olmayabilir
yaşadıkların. İlk arkadaşların olmuştur mesela ama şimdi gerçek dostluklar vardır.
İlk aşkını unutmamışsındır ama böyle de aşık olmamışsındır kimseye. İlk kavganı
etmişsindir ama ilk defa bu kadar belaya bulaşmışsındır...
Lise zordur... Hormonlar çoktan unutmuşlardır hangi bezden çıktıklarını ve hedef
organ gibi deyimler yalnızca ilgili lisenin biyoloji kitaplarında kalmıştır. Kendilerininse
böyle bir deyimden haberleri yoktur.Pörtüm pörtüm sivilce pörtlemiştir dört bir
yanından. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Kendini tanımak, arkadaşlarını seçmek, kendini
ispat etmek vs vs zorundasındır.
İşte bu kritik döneme Ali İhsan Adıgüzel 1998 yılında Ulubatlı Hasan Anadolu Lisesi'nde
başlamıştır. İlginç bir not; o yıl anadolu liselerine ilk defa ortaokuldan sonra
öğrenci alınmış ve o yıl kazanan herkes sınava ikinciye girmiştir.
Herkez kendi yaşadığı anları objektif değerlendiremeyebilir ama o hazırlık sınıfı
okul tarihinin en kaliteli ve muhabbet sınıflarındandır.
İhsan da o sene tüm arkadaşları gibi çok keyif almıştır ve yavaş yavaş hayatındaki
önemli olaylar gelişmeye başlar. Mesela zaten fiziksel olarak etkileyici olan İhsan
ilk kız arkadaşını edinmiştir. Aslında bu konulara girmemek gerekir Çünkü o zaman
takviye veritabanına ihtiyacımız olabilir. Hem bu konular tehlikelidir de. Sadece
tüm özür dilenmesi gerekenlerden özür dileyerek söyleyebilirim ki İhsan bu
işlere geç başlamış fakat öyle bir açılmıştır ki tüm arapatlarını geride bırakarak
kırılması güç bir rekora imza atmıştır.
Diğer bir sosyalleşme de sanırım hayatının en doğru kararlarından birini vererek
halk oyunlarına katılmasıdır. Onu bu kadar tamamlayan başka bir şey düşünemem. Kolarını
açtımı heybetlendikçe heybetlenirdi boyu posu. Egeli olmasının hakkını veren bir
efe olurdu. Arkadaş ortamlarında da sık sık açardı kolların heybetle.
Lisede dersleri fena değildi. Çok da iyi olmasına gerek yoktu zaten. Hayatın en
güzel çağlarıydı.
3S olarak başlayan serüven eklenen bir S ile 4S olarak devam etti. Erss, İhss, Okss,
Osss (Ersoy, İhsan, Okan, Onur) her lise grubu gibi hafif deli dolu bir arkadaşlığı
paylaştı. O dönemlerde ona en yakın insan Ersoy Kalan'dı. bu kısmı ondan da dinlemek
daha doğru olabilir.
***
Hani derler ya büyük sevgiler nefretten dogar diye bizimkide öyle bi öykü. İhsan'la
baslarda birbirlerine sinir olan sonra hayatı paylastıkca şekillenen birbirine baglanan
içnde kardeslik olan bi öykü bu.Nasıl anlatılabilir ki İhsan.Bir alo demekle gece
demeden, gündüz demeden,yağmur çamur dinlemeden bir araya bir çift gözle mi,doyasıya
güldüğümüz,ağladığımız kapı önü sohbetleriyle mi,halk oyunlarında akıttığımız terle
mi,birlikte yapılan çapkınlıklarla mı yoksa bir hayatı enine boyuna paylaşmakla
mı? Bütün bir lise hayatı boyunca istisnasız hergünü birlikte geçirdik,birlikte
büyüdük, düştük, kalktık ama başımızı hiç eğmedik. Sonunda dostluk ne öğrendik,
paylaşım ne anladık. Geleceğe dönük ilk hayallerimizi bu dönemde kurduk. Hedeflerimizi
belirledik. Bundan sonrası için geriye bir tek onun için çalışıp üniversiteyi kazanmak
kalıyordu.
***
İhsan Ersoyla beraber sınıfın filintalarındandı. Popülerdi. Olaylar çevrelerinde
dönerdi. bazen de kavgaları olayın kendisi olurdu. bazende hep bir kargaşa bir gerginlik
olurdu. Hep bişeyler açıklanmak zorundaydı sanki birilerine. Lise sona doğru kendin
daha dingin bir hayata verdi. Bu kargaşanın içinde olmak istemediğini anladı. Belkide
kimin yanında huzur bulabileceğini ?
Liseden sonra tüm grup üyeleri olarak ünüversite sınavında umduğunu bulamadı. Ben,
Ersoy ve İhsan aynı dersanenin yolunuı tuttuk. Benle İhsan'ın yakınlaşmaya başladığı,
İhsanın hayatı en ciddiye almaya başladığı dönemde buydu. Hayatını belirlemek zorunda
olduğunu farketti. Kolları sıvadı. Koşturduk o sınav senin bu etüt benim beraber.
o kadar benzedik ki herhalde birbirimize aynı puanları aldık. Aynı tercihleri yaptık
ve aynı üniversitede aynı bölüme yerleştik. Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği.
O sene İhsan gerçekten haketmişti başarıyı. bişeylerden vazgeçmişti bir amaç uğruna.
Yapacak başka bir işi olmadığı için çalışmadı, onca şeyden vazgeçerek çalıştı ve
kazandı.
Buraya kadar bir türlü karar veremedim aslında doğru şekilde mi yazıyorum diye.
Ben kelimesini kullanmam doğrumu, kimi yerler matrak mı oldu diye. Şimdi düşünüyorumda
ben objektif sayısal değerler aktarmıyorumki . Yaşadığım birini anlatmaya çalışıyorum
yaşadığım kadarıyla. Ve kendimi soyutlamam zor, hele bundan sonra. Ve beni gülümseten
insanı anlatırken gülümsememde gülüsetmekte normel Ben yaşadığım gibi yazıyorum
İhsanı Sizde yaşadığınız gibi hatırlayın.
Birinci sınıfta devlet yurdundaydık. Adapazarının Esentepe mahallesindeydi. Okula
yürüyerek 15 dk uzaklıktaydı. Herkesin çömezlik heyecanı ve gurbetlikten olucak
çabucak kaynaşan büyük bir grubumuz oldu. Sonradan hepimiz gençliğimize ve erkekliğimize
yakışır haylazlıklar yaptık. İğrenç şakalar ve her türlü spor dalında dalında sürdürülen
1. öğretim 2. öğretim rekabeti. Özellikle boks ve güreş alanında tabi. Bu arada
meçhul bir tarihte İhsanı gafil avlayan bir 1. öğretim yeşil bereli timi İhsan tarafından
başarıyla püskürtülmüştür. Bu onları hayrete düşürsede güçlerini toplayıp ve de
savaşçı sayısını attırdıktan sonra aynı hain saldırıyı tekrar denemişlerdir. Fakat
bu çarpışmalar hayati tehlike nedeniyle yetkililerce iptal edilmiştir.
Urfalısından Antalyalısına, İstanbullusundan diyarbakırlısına güzel yurdumun her
köşesinden insanı barındıran bu grubun bazı gariplikleri de yok değildi tabi. Etüt
odalarında fasıl ve şiir geceleri düzenlemeler, 20 erkek güneş doğuşu seyretmeler
gibi..
Allahtan sonradan her grup gibi ömrünü tamamlayarak daha küçük parçalara ayrıldık
yoksa bu duygusallıkla durum sakıncalıydı.
O sene onu etkileyen olaylardan biri sevigilisinden ayrılaması idi. Ayrılmayı o
istedi. Ona karşı hatalı olduğunu biliyordu. Dostluğunu kaybetmek istemedi fakat
sonradan bu da mümkün olmadı. Bu olay onu çok etkilediği için değinmek istedim.
Aslında çoğu eski sevgilisi ile imrenilecek bir arkadaşlığı vardı. hiçbirinden vazgeçmezdi.
"onlar benim geçmişim." derdi. Geçmişinden bir parça koptu gitti...
Üniversite yaşamının önemli parçalarından biri olan Bahadır Sakallıoğlu'nuda yurtta
tanıdı.İlk kaynaşma esnasında nedense onla daha bir kaynaştı ve hamen eve çıkmaya
karar verdi. Sene sonuna kadar bu karar çokkez gözden geçirilmek zorunda kalsada
sonunda 3 kişi eve çıktık ertesi sene.
Yurt günlerinde ilk sene olmasının problemleri dışında bir sorunu yoktu. Daha çok
benim problemli bir dönemimdi. Arkadaşlarının dertlerine üzülürdü. Sevdimi öyle
bir sahiplenirdiki sizin canınız yansa sizden çok kanardı.Kendimi anlatmak istemiyorum
ama dedim ya ayıramıyorum. Ya da yüzüne çok kez etmiş olsam da borç biliyorum burda
bir teşekürü kendisine.
Zaten hayal kırıklığıyla gelmiştim oraya, tam tekrar hayal kurmaya başlamıştım ki
gene kırıldım. Olmuyordu. O olmasa yapamazdım...
" Yaşanamamışlıklarla dolu bir hayatı tüm yaşanmamışlıklara inat benimle doyasıya
yaşadığın için sağol. Canına yandığım dünyanın ruhunu sevdiğim insanı, SEN OLMASAN
YAPAMAZDIM SEN OLMASAN YAPAMAM. Hakkını helal et kardeşim."
Ev hayatı bizi çok rahatlatmıştı. Yurttakiler bilir kanapede uzanıp TV seyretmek
bile nimettir. Özünde bir hapislik vardır yurdun. Daha huzurlıuyduk evde. Hane sahibi
olmak başka bir şey.
Yemek İhsan için çok önemliydi. yani şu yaşamak için yiyenlerden diil de yemek için
yaşayanlardandı.İlginç bir akşam yemeği kültürümüz oluşmuştu. Akşam yemeği evde
yenilmeye çalışılırdı. Her hafta mutlaka İhsan'ın meşhur patlıcanı ve ıspanağı yapılırdı
Sürüp gidiyordu işte hayat. Hep bir şeyler oluyordu. Alt komşuyla yaşanan gürültü
polemikleri, tavlalar, sınavlar, bir türlü sürpriz olmayı başaramayan geleneksel
doğum günü kutlamaları., yanlış anlamalar.
En çok hatırladığımız çok güldüğümüzdür o günlerle ilgili. Eve çıkınca İhsan'a bir
şeyler olmuştu. geyik konusunda hepimizi geçmişti. O sene tatil yapıp gelmişti.
(bu tatilde keşfetmişlerdi Mor ve Ötesini ve Bir Derdim Var'ı.) Bİz bu tatille bi
alaka kurmaya çalıştık ama görünüde bir bağ da yoktu. Bir araya geldikmi enzim substrat
uyumauyla çalışırdık. Bahadır da bize uygun da zaten. Genelde onun üstüne gitsek
te hakkı var iyi dayandı. Kim ne dersin aramızda bir bağ vardı ve herşeye rağmen
kopmadık. Buradaki herşeyin ne olduğu önemli değil, önemli olan kopmamamızdı.
Zamanla farklılıklarımız çatışmaya başlamıştı. İhsan yaptığı herşeyin tam olmasını
isterdi.Titizdi, pimpirikliydi. Herşeyi kontrol altında tutması gerektiğini düşünürdü,
başka biri bişey yaparken kontrol edemediğini düşünür tedirgin olurdu. Sevdimi çok
sahiplenirdi. Koruma duygusu gelişmişti, narindi, hatta deriside öyleydi, en ufak
bişeyde kabarırdı. İşler o nasıl öğrendiyse öyle yapılmalıydı. Yine sahip çıkıyordu
belki de geçmişine, öğrendiklerine. Kaç senelik ayakkabı bezini niye getirdiğini
sorduğumda biraz oda durumu garipsemişti. Bezin ayakkabı silecek dermanı kalmamıştı
ama o genede ayakkabı beziydi. Ayakkabı onunla silinirdi.
Azimliydi. Sınava çalışmadıysa yada daha çalıştıkları içine sinmemişse uyuyamazdı.Kendine
güveni vardı hemde fazlasıyla.
İşte bütün bunlar kendinizi ispat etmeye çalışıyorsanız çatışma yaratıyordu. Bu
nedenle problemlerimiz oldu. Fakat zamanla biz kabullenmeyi oda değişmeyi öğrendi
yada denedi.
Üniversite arkadaşlarımızda çok iyiydi.Özellikle başlarda bağlıydık ve severdik
birbirimizi. Zamanla daha bizbize kaldık ihsanla.Geceleri hep dertleşmeye başladık.
O kadar vurdumduymaz yaşamazdık aslında. Gülerdik eğlenirdik ama umursayan bi yanımız
vardı hayatı. Olanlar bizi üzerdi.
ikinci sınıfın sonunda bir hayaline kavuşmuştu ama o sene onun için güzel bitmedi.
Beklemediği bi dersten kalınca yaz okuluna geldi. Stajını yaptı. Sanki bişeyleri
tamamlamak zorunda olduğunu biliyordu.
Sevdiğimiz türküler çıkınca dinletirdik birbirimize. Müzik kültürümü ondan almıştım.
Türkükleri onun sayesinde daha çok tanıdım. Gündoğarken ide Yenitürkü yüde. Müziksiz
hayat olmazdı. Söylemesinide çok severdi dinlemesinide. Lisede dönenceye s clup
çapında yapılan yorumda çok güzeldi, tüm hayatı boyunca birlikte söylediğimiz şarkılar
da..
O sene yaz okulundan sonra gene manisaya gitti. Bursa'yı son ziyaretinde artık ciddi
ciddi hayattan bahsediyordu daha kararlıydı. Evlilikten, iş kurmaktan bahsediyordu,
planları vardı. Hepsini yapacaktı eminim... Görüşürüz diye uğurladık onu manisaya.
Ve bir akşam üstü telefonda öğrendim, beraber şarkı söyleyemeyeceğimizi bi daha,
planların tutmadığını. Sonrası denizli devlet hastanesinde makine yardımıylada olsa
alınan son nefesler...
Daha sonrası ise bu yazıyı burda okumanız........Daha sonrası sizsiniz..........Bizleriz........
İhsan hep bu dünya geçici, arkamdan iyi insan desinler derdi. Belkide hepimize böyle
gösterdi dünyanın geçiciliğini. Tüm öğrettiklerin için sağol.
Sen iyi insandın.........................